|
Sultan
IV. Mehmed Han
Babası : Sultan İbrahim
Annesi : Hatice Turhan Sultan
Doğduğu Tarih : 2 Ocak 1642
Padişah Olduğu Tarih : 8 Ağustos 1648
Tahttan İndirildiği Tarih : 8 Kasım 1687
Ölümü : 6 Ocak 1693
Osmanlı tahtına, İslâm
hukukunun aradığı şartların çoğunluğu bulunmadan gelen IV. Mehmed, I.
İbrahim’in Turhân Hatice Sultân’dan 1642 yılında dünyaya gelmiş ve 7
yaşına basmadan Ağustos 1648’de Padişah olmuş müstesna bir şahsiyettir.
Kendisini devlet işlerinden uzaklaştırdığı için oğlunun idamına dahi
göz yuman Kösem Sultân, 7 yaşındaki torununu tahta geçirmekle,
istediğine kavuşmuştur. Ertuğrul Gâzî, Osman Gâzî ve Kanuni’den sonra
en uzun süre tahtta kalan Osmanlı Padişahıdır ve 39 yıl tahtta
kalmıştır. Ava merakı sebebiyle Avcı Mehmed de denen IV. Mehmed’in
saltanat yıllarını dört safhaya ayırmak icab etmektedir:
Birinci
safha, Ağustos
1648-Eylül 1651 yılları arasında, Kösem Sultân’ın nâibe-i saltanat yani
bir nevi padişah yerine padişahlık yaptığı dönemdir ki, Osmanlı
Devleti’nin en acı günlerinden bir parçadır denilebilir. Zira bu döneme
Ağalar Saltanatı da denmiştir. Çünkü Nâibe-i Saltanat olan Kösem
Sultân, işlerini ağalar eliyle yürütmüştür. Sofu Mehmed Paşa da, kukla
bir sadrazam durumundadır. Başlarını Kara Murad Ağa’nın çektiği
ağaların hedefi, servetlerini arttırmak ve maalesef sefih sayılabilecek
derecede hayatlarını yaşamaktı. Bunları kullanan Kösem Sultân ise,
kendisini Eski Saray’a süren ve hatta idamla tehdit eden I. İbrahim’i
tasfiye etmekle, devleti tek başına idare etme emeline ulaşmış
görünüyordu. Sofu Mehmed Paşa ise, Atabekler ve Veliahdler gibi devleti
idare etmek istedi ise de bu saltanatı, Sipahiler ile Yeniçerilerin
Sultânahmed Meydanında karşı karşıya gelecek kadar isyan etmeleri ile
sarsıldı ve 1649 yılında azledilerek katl olundu. Bunun üzerine,
tamamen usullere aykırı olarak Yeniçeri Ağası Kara Murad Paşa
sadrazamlığa getirildi.
|

|
|
Ancak arkasında asıl Vâlide
Sultân Turhan
Sultân’ın bulunduğu ve bir nevi halk isyanına dönüşen kargaşa
bastırılamıyor ve Osmanlı Devleti kan kaybediyordu. Daha sonra,
sırasıyla Melek Ahmed Paşa ve Abaza Siyavuş Paşa’nın sadrazam olması da
işi değiştiremedi. Ağalar isyanı devam ediyordu. Kösem Sultân’ın IV.
Mehmed’i öldürüp yerine Şehzâde Süleyman’ı getirmek istemesi, sonunu
getirdi ve 1651 yılının bir Eylül gecesi Kösem Sultân öldürüldü.
İçeride bu ihtilâllerin yaşanması, Girit’te devam eden savaşa yardımı
da engelliyordu. Böylece birinci dönem atlatıldı. IV. Mehmed sadece
olan bitenleri seyrediyordu.
İkinci
safha, Eylül 1651-Eylül 1656 tarihleri arasındaki IV. Mehmed’in
annesi olan Turhan Hatice Sultân’ın Nâibe-i Saltanat olduğu dönemdir.
Devletin hazinesini soyan ağalar saltanatına son verildi ve 39 ağa
yakalanarak idam edildi. Tamamen iflas noktasına gelen devlet
hazinesine bir ayar verilmek üzere, malî konularda tam yetkili olmak
şartıyla, 1652 yılının Haziran ayında Tarhuncu Ahmed Paşa sadarete
getirildi. Tarhuncu Lâyihası diye meşhur olan bütçesini hazırladı.
Dertlere çare olamayınca, 1656 yılına kadar 10’a yakın sadrazam
değiştirildi. Devleti, Baş Mimar Kasım Ağa, Koçi Bey, Solakzâde,
Şâmî-zâde Mehmed Efendi ve lalası İbrahim Ağa müşavirliğinde Turhan
Sultân idare ediyordu. Ancak devlet, şîrazeden çıkmıştı ve dış baskılar
da artıyordu. Tecrübeli müşâvirlerinin şiddetli tavsiyeleri ile,
devleti tek başına idare etmek ve Vâlide Sultân işe karışmamak
şartıyla, tecrübeli ve yaşlı vezir Köprülü Mehmed Paşa, Eylül 1656’da
sadrazamlık makamına getirildi. Artık Köprülü’ler devri başlıyordu. Bu
ikinci safhada tek müessir olan Vâlide Sultân’dır. Yani bir nevi
Osmanlı Padişahlığı makamında Padişah’ın annesi oturmaktadır. Ancak Turhan Sultân, devleti
Köprülü ailesi gibi asil bir aileye teslim
etmekle, kendisiyle birlikte Osmanlı tarihindeki kadınlar saltanatına
son vermiştir.
Üçüncü
safha, Osmanlı Devleti’ne rahat bir nefes aldırtan Köprülü’ler
devridir (Eylül 1656-Ekim 1676). Bu dönemde aynı aileden iki sadrazam
iktidara gelmiştir. Köprülü Mehmed Paşa (1656-1661) ve oğlu Fâzıl Ahmed
Paşa (1661-1676). IV. Murad’ı kendine model alan Köprülü Mehmed Paşa,
Kanuni devrini yeniden yaşatmıştır denilebilir. Makam korkusuyla Girit
Serdârı Gâzî Hüseyin Paşa’yı idam ettirmesi hatalı bir hareket olarak
kabul edilmektedir. Ancak sonradan yaptıkları bunu telafi etmiştir.
Köprülü Mehmed Paşa, evvela isyan eden Erdel Prensinin üzerine yürüdü
ve Balkanlarda önemli başarılara imza attı. Uyvar fethedildi ve Erdel
Osmanlı Devleti’ne bağlandı. (1658). Arkasından Anadolu’da
Beylerbeyilerin de desteklediği ve tamamen sadrazamı hedef alan yeni
bir Celâlî İsyanı başlamıştı. 31 paşanın idamıyla sonuçlanan bu isyanı
bastırdı ve Anadolu’da Celâli isyanlarının sonunu getirdi. 1659’da
Kırım Tatarları ile birlikte Rus ordusunu dağıttı. Onun döneminde 1661
Temmuz’unda İstanbul’un üçte birini yakan büyük yangın yaşandı ve beş
yıllık sadaretten sonra Ekim 1661’de Edirne’de vefat etti.
Yerine geçerek 26 yaşında sadrazam olan oğlu Fâzıl Ahmed Paşa da,
babasının başarılarını sürdürdü. 1663’de Almanlara karşı açılan harp
1664 yılının Ağustos Ayında Vasvar Andlaşması ile sona erdi. Zitvatorok
Andlaşmasının tekrarı mahiyetindeydi. Fâzıl Ahmed Paşa döneminde
başarılan işlerden biri de yıllardır devam eden Girit seferinin sona
ermesi ve Girit’in fethedilmesiydi (1670). Bunu, Ukrayna meselesi
yüzünden çıkan Polonya Harbi takip etti (1670). IV. Mehmed’in de
katıldığı bu Lehistan seferinde, 1672 yılında Kamaniçe Kalesi feth
edilince, Varşova’da panik başladı ve aynı yıl barış andlaşması
imzalandı. Bu barış tekrar bozuldu ve 16767 yılında imzalanan nihâî
andlaşma ile sulh uzun yıllar devam etti. Aynı yıl Fâzıl Ahmed Paşa
vefat etti.
Dördüncü safha, 1676-1683
yılları arasında devam eden Merzifonlu Kara
Mustafa Paşa devridir. Köprülü’lerden sonra sadrazamlığa getirilen bu
büyük devlet adamı, ilk problem olarak Ukrayna yüzünden patlak veren
Rusya Savaşı ile meşgul oldu. 1677 yılında Çehrin’deki zor kuşatmada
netice elde edilemeyince, IV. Mehmed ve sadrazamı 1. Rusya seferi için
1678 yılında yola çıktılar. I. Rusya seferi, 1680 yılında Çehrin’in
alınması ile zaferle sona erdi ve bunu aynı yıl başlayan 2. Rusya
Seferi takip ettiyse de, bu da 1681 yılında imzalanan Edirne Andlaşması
ile tamamlanmış oldu. Bu gelişmeler, Osmanlı Devleti için büyük bir
itibar kazanılmasına vesile oldu. Bundan rahatsız olan ve tecavüzlere
başlayan Almanlara da 1683 yılında harp ilan edildi ve IV. Mehmed’in de
katıldığı bu sefer, Osmanlı Devlet ricalinin ikiye ayrılmasıyla
sonuçlandı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Almanya’nın taht şehri olan
Viyana’nın alınmasını teklif ederken, başını Kırım Hanı Murad Giray’ın
çektiği diğer devlet ricali, zaten ayağa kalkmış olan Avrupa’nın
Almanya’nın yanında yer alacağını belirterek, sadece Yanıkkale’nın
alınmasıyla yetinilmesini savunuyordu. Kara Mustafa Paşa’nın fikri ağır
bastı ve onun serdârlığındaki Osmanlı ordusu 12 Eylül 1683 tarihinde
Viyana önlerinde müttefik haçlı seferleriyle karşı karşıya geldiler.
Maalesef, Kırım Hanı Murad Giray, şahsî sebeplerle ve neticeyi
düşünmeyerek ihanet etti ve Türklerin elindeki Tuna Köprüsünden düşman
askerlerinin geçişini uzaktan seyretti. Neticede 11 Eylül 1683
tarihinde beklenen hezimet geldi ve Osmanlı ordusu binlerce şehid
vererek ve çok kıymetli hazinelerini kaybederek geri çekilmeye mecbur
oldu. Bu, Osmanlı tarihinin en ağır mağlubiyeti idi. Bu mağlubiyette,
askerin sefih hayatının ve eski Osmanlı ordusunun olmayışının da büyük
etkisi vardı.
Viyana bozgunu, Kanuni’den beri gelip giden duraklama devrini resmen
başlatmış oldu. Artık 1071’den beri devam eden Müslüman Türk Milletinin
cihad zaferleri sona eriyor ve Avrupa galebe çalmaya başlıyordu.
Bu arada devletin rükn-i azamı denilen Turhan Sultân Temmuz 1683’de
vefat etmişti. Aralık 1683 tarihinde IV. Mehmed aleyhteki tahriklere
dayanamayarak istikametli sadrazamı azletti ve 50 yaşını doldurmadan
idam sehpasına yollandı. Artık Osmanlı tarihinde kaht-ı ricâl devri
başlıyordu. Viyana bozgunu ile Karlofça Andlaşması (1699) arasında
geçen 15 yıl Osmanlı Devleti için felâket seneleri oldu. Venediklilerin
ve Almanların başını çektiği haçlı kuvvetleri fırsatı ganimet bilerek,
1684 yılında Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiler. Sadrazam Kara
İbrahim Paşa’nın beceriksiz idaresindeki Osmanlı orduları, zafere
koşamıyor ve maalesef Eylül 1686’da Budin düşüyordu. Osmanlı kuvvetleri
Budin’i çok iyi müdafaa ediyordu, ancak Budin’de büyük kayıplar
vermelerine rağmen yeniden toparlanan haçlı orduları, 160 yıl önce
perişan oldukları Mohaç Meydanında Osmanlı ordusunu geriye çekilmeye
mecbur ediyorlardı.
Liyakatsiz devlet adamlarının elinde perişan olan devletin hali IV.
Mehmed’i hasta etmişti. Köprülü ailesini iktidardan düşürdüğü için
Padişah’dan rahatsız olan Köprülü-zâde Fâzıl Mustafa Paşa ve benzeri
devlet adamlarının gayretleriyle Kasım 1687 yılında hal’ edildi ve
ancak idam olunmadı. Yerine II. Süleyman tahta geçirildi. Hal’inden 5
yıl sonra Edirne Sarayı’nda Ocak 1693 tarihinde vefat etti.
Kendisine Avcı Mehmed lakabını verdirten av ibtilâsı dışında, hiç bir
kötü alışkanlığı yoktu. İçkiyi Osmanlı ülkesinde şiddetle yasaklamıştı.
Kahvehâneleri kapatmıştı. Kendisi beş vakit namazını cemaatle
kılıyordu. Kısa bir süre tahsil görebildiği için diğer Osmanlı
Padişahları gibi âlim değildi.
ZEVCELERİ: 1- Meh-pâre Emetüllah Râbi‘a Gülnûş Vâlide Sultân; Gülnûş
Sultân diye bilinir. Giritli bir ailenin kızıdır. II. Mustafa ve III.
Ahmed’in annesidir. 2- Afife Kadın. 3- Gülnâr Kadın. 4- Kâniye Haseki.
5- Siyavuş Haseki. ÇOCUKLARI: 1-Şehzâde Sultân Mustafa II. 2-Şehzâde
Sultân Ahmed III. 3-Şehzâde Bâyezid. 4-Şehzâde İbrahim. 5-Şehzâde
Süleyman. 6- Fatma Sultân. 7- Hatice Sultân. 8- Emetüllah Küçük Sultân.
9- Fatma Sultân. 10- Ümmî Sultân .
|