MUSA EROĞLU
Musa Eroğlu 1946 yılında Mersin’in Mut İlçesi KUMAÇUKURU köyünde doğdu. Ortaöğrenimini Mut’ta tamamladı. Küçük yaşlarda müziğe ilgi duyarak bağlama çalmaya başladı.
Türk Halk Müziği ile bütünleşmiş 42 yıl Musa EROĞLU'nun Türk Halk Müziğine katkısı o denli çok boyutlu ki kendisini hangi yönüyle tarif etsek mutlaka birkaç yönü eksik kalacak. Musa EROĞLU'yu ayıran en önemli fark Besteci, Yorumcu, Derlemeci, Halk bilimi araştırmacısı ve eşsiz sazıyla Türk Halk Müziğinin özgün sesi olma özelliklerini bir arada bulundurmasıdır. Mütevazi ve idealist çizgisiyle Musa EROĞLU 24 saatini daha doğrusu bütün bir yaşamını Halk müziğine adamıştır.
Arif Sağ ve Muhlis Akarsu ile birlikte başladığı, daha sonra Yavuz Top’un da katılımı ile genişleyen “Muhabbet” seri albüm çalışmaları 1980 sonrasında Türk halk müziğinin geniş kitlelere yayılmasında önemli katkı sağladı.
1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını alan Musa Eroğlu, müzik çalışmalarına devam etmekte ve Kültür Bakanlığı’nda Halk Kültürleri ve Oyunları konusunda uzman ve araştırmacı olarak görev yapmaktadır.
Musa EROĞLU bugün 64 yaşında ve Türk Halk Müziğinin genç kuşaklara sevdirilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılması için büyük bir çaba içinde. Musa EROĞLU her yıl belli bir yörenin müziğini folklorik boyutuyla bütünleştirerek araştırıp ortaya çıkarıyor. Böylece Türk Halk Müziğini dünden bugüne taşıyan yöresel ezgileri evrensel müziğin formları içinde günümüz insanına ulaştırırken, ulusal kültüründe devamlılığına katkıda bulunuyor. Taşeli yöresi Türkmenleri ile ilgili yaptığı araştırmaları "KÜTÜK" isimli kitapta topladı ve bu kitap Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı.
Musa EROĞLU günümüze kadar Karacaoğlan üzerine yapılmış en kapsamlı araştırmayı gerçekleştirerek Halk Bilimi araştırmalarında önemli bir sayfa açtı. Büyük Halk Ozanı Karacaoğlanın pekçok eserini ortaya çıkaran ve bunları özgün sesiyle saza döken EROĞLU bu yönüyle günümüzün Karacaoğlanı olarak nitelendirilmektedir. Musa EROĞLU büyük Halk Ozanları ve kahramanları olan Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlunun eserleri yanı sıra günümüz halk şairlerinin şiirlerini de besteleyip yorumlamaktadır. Bu eserlerden sözleri Abdurrahim KARAKOÇ'a ait olan "Mihriban" isimli bestesi halkımız tarafından büyük ilgi gördü ve şu ana kadar değişik tarzda sanatçılar tarafından en fazla yorumlanan eser oldu. Ayrıca Halk Müziği kaset çalışmalarını yönetiyor. Sazını vitiözce kullanarak Türk Halk Müziğinin bu çalgısının genç kuşaklar tarafından sevilmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu gün pek çok genç sanatçı EROĞLU'nu ve onun tarzını örnek alarak Halk Müziği çalışmalarına yön vermektedir. Bu yönüyle, Musa EROĞLU Halk Müziğinde bir ekoldür. Musa EROĞLU bugüne kadar 3 bine yakın derleme yaptı. Solo olarak 12 kaset çıkardı. Ayrıca Arif SAĞ, Muhlis AKARSU, Yavuz TOP ile birlikte 4 kasetten oluşan "Muhabbet" serisini hazırladı. Musa EROĞLU Türk Halk Müziğinin diğer ulusların müzikleriyle birlikte evrensel boyutta temsil edilmesi için önemli çalışmalar içinde bulunmaktadır. Unesco'ya, kurumun kültürel çalışmaları çerçevesinde semahlardan oluşan eserler hazırladı. Fransa'da etnik müzikler üzerine çalışan özel bir kurum için "Anadolu Müzikleri" bir cd hazırladı. Avrupa'dan Avustralya'ya Türki Cumhuriylerden ABD'ye kadar Dünyanın pek çok ülkesinde resitaller verdi. Evrensellik normları içinde Sevda Türküleri yanı sıra müziğin protest boyutuna da bağlı kalarak toplumsallık çizgisini geliştirdi.
KAVİMLER KAPISI ANADOLU
Bir toplumun türküsünden öte gücü yoktur. Toplum türkü damarından beslenir, türküyü de aynı damardan besler. Türkü, her toplumsal olayda, her bireysel yangında kendini yeniden üretir. Türküde durgunluk yoktur, toplumların yaratıcı dinamizmi en başta türkülerde kendini belli eder. Gücü de buradan gelir. Bunu güç bilip savaşır mı, yakıp yıkar mış Tam tersine, savaşın önünü keser, vuranın kıranın bileklerine sarılır, söz filizlerinin tohumunu yakıp yıkanın yüreğine eker. Türkü; kabalıgı, kini öfkeyi, düşmanlığı insandan öte kılan uygarlık soluğudur. Bu soluğu başka hiç bir güç kesemez. Türkü, bir anda toprakta, insanda üreyen gerçekliğin, güzelliğin kaynağı olur.
Toplum toprakların, türkü de toplumun varlığıdır. "Söz" adına yaratılmış herşeyin özünde türkü vardır. şiir de anlatının da kaynağı gidip türkülere dayanır. Türkü, acıyı ağıda dönüştürür. Türkü bu boyutuyla duyguların, insan varlıgını söze dönüştüren ezgilerin tarihidir. Onun için hiç umulmadık zamanlarda birden can bulur, toplumun direnç soluğu olur. Türkiye'nin son 30 yılı, türkülerin toplumsal acıya nasıl sahip çıktığının tarihidir. Yunuslar, Pir Sultanlar, Karacaoğlanlar, Nazımlar ve o soydan gelen ozanlar birden güncelleşmiş, darlıklara düşürülmüş, insanımıza umut olmuştur.
Anadolu'nun verimli kapısından nice kavimler geldi geçti. Her kavim üretti, beslendi; emeğiyle, kültürüyle toprağın hakkını verdi. Toprak da ondan hakkını esirgemedi. Bu emek tarihi bağlamında, hangi dinden, hangi halk kaynağından gelirse gelsin, aynı toprakta yaşayan halk hep bir kültür imecesi içinde olmuşlardır. Bu imeceyi bozup egemen olanlar, kendileri ne isterlerse onu vererek halkı yozlaştırmaya çalışmışlardır. halk almamayı bildiği gibi, kendi içinde kendi kültür kazasını da örmüştür. Bu kozayı görecek gözü olmayan ses bülbülleri (!) ancak başka kültürlerin pazarlayıcısı olarak bir süre ortada görünmüşler, sonra silinip gitmişlerdir. Bugün, müzik adına, Amerikaların, Avrupaların döküntü toplayıcıları da aynı sonuçla karşılaşacaklardır. Ne denli yozlaştırmaya çalışsalar, halkın yarattığı öz müziği hiçbir güç, halklara unutturamaz.
Semahları, Karacaoğlan'ı, Nesimi'yi, ıbreti'yi Veyseli'yi, Mahsuniyi yorumlayan Musa EROĞLU, bu türkü kültürünün çağdaş yüzüdür. Musa EROĞLU binlerce yıllık saz geleneğiyle, ses tellerine kattığı ezgi inceliğiyle, Karacaoğlan'a semahlardaki canların soluğa, Barakağzına, Mahzuni Şerif'in, Muhsin Akarsunun yaratıcı tarihine kendisini katıyor. Sanatçı, beslediği kaynağı olduğu yerde bırakmayan insandır, sanata durağanlık yakışmaz. Sanatsal değer taşıyan her ürün, kendini var etmiş her çağ insanının emeğinin izini taşır. Musa EROĞLU'nun emeği bu soydandır. Onun, sözünü özüyle koruyarak yaptığı çağdaş yorum, Karacaoğlan'ı Çukurova'nın, Toros yörüklerinin ezgi serüvenini bugünlere getiriyor.
Karacaoğlan, Torosların bir güzellik, bir sevgi, bir söyleyiş, bir düşünce kaynağıdır. Yüzyıllar boyu bir köşede bırakılan Karacaoğlanlar'dan, Pir Sultanlar'dan uzak kalış, halklara çok şey kaybettirmiştir. Bugün, türkünün yaratığı halk duyarlığıyla onların yaratıcı toprağına yüz sürme dönemi başlamıştır. Yaşar Kemal, Çukurova ve Toros doğasının, insanının söz serüvenini kurtarmak için bir "abdal" gibi dolaşmıştır. Soylu ozanlarda Anadolu topraklarının ezgi serüveninin ardındadırlar. Türkü, kötülüğün ve yozlaşmanın karşısına çıkar. Bunun tam tersine, türkülerimizi kullanarak, saz soytarılığı yapanların, "imaj" meraklısı süs bebekleri hakkından gene türküler gelecektir. Dün Yunus'tu, Kaygusuz Abdal'dı, Pir Sultan'dı, Karacaoğlan'dı, bugün de Musa EROĞLU...
Musa EROĞLU Anadolu'nun ozanata soyundan geliyor. Söyledikleriyle, Anadolu'nun, daha da ötelerinin ozan onurunu, engin insan sevgisini, halkın acıyı bal eyleyen yüce sabrını dile getiriyor. Onu dinlerken soluğumuzun genişlediğini duyumsar, bir güzelliği yaratmanın halkçı onuruyla gönlünüz havalanır. Bedenden soyutlanmış bir "kul", önündeki nimete secde kılan bir ermiş olursunuz. Hem dünyaya eş tek bir varlık, hem evreni kucaklayan bir derviş... Türkü güven ve onur kaynağıdır. Semahlarda, Barak ağzında, hele Karacaoğlan ezgilerinde bir güzellik yaratma duygusunun doruklarında sonsuzluğu yaşar Musa EROĞLU.
Türküsü olanın sabrı da olur, güzelliği de gücü de... Türkü, insan yüzü gibidir. Her yüz Ali Şavkı gibi, hem güleçtir, hem soylu; Hilmi Dede Baba geleneğinin ozanıdır.
Kendi yüzüne aynayı tutup, evrensel sonsuzluğu gören ozan soyundan. Bu, tüm insanlığın sevgisini, güzelliğini bir "yüz" de görmenin Anadolu serüvenidir. Musa EROĞLU, Toroslardan kopup gelmiş bir ezgi ustasıdır. Bu ezgiyi ezgilerle bezeyip halkın soluğu, onuru yapan gene odur. Yorumladığı ezgilerde, binlerce yıllık ozanlığın töresi, hoşgörüsü, bilgisi yansır. Musa EROĞLU'nu dinlerken Anadolu'nun kapısını aralamış tüm kavimlerin yüreğinin orta yerinde bulursunuz kendinizi, türküde türküleşirsiniz.
Türkü insanlaşmadır; insanı insanla çoğaltan bir uygarlık soluğudur. Musa EROĞLU, bu insanca emeğin güleç yüzüdür.Türk Halk Müziği Uzakdoğu'da Karacaoğlan, Pir Sultan ve Aşık Veysel'in Türküleriyle Yankılandı >>
Her Yıl Ekim Ayında Yapılan ve Tarihi İpek Yolu Üzerinde Yer Alan Ülkelerden Sanatçıların Katıldığıve Ünlü Gezgin Marko Polo'nun İzini Süren Uluslararası Hong Kong Sanat Festivaline Bu Yıl İlk Kez Türkiye'den de Bir Sanatçı Katıldı.
Türk halk müziği Uzakdoğu'da Karacaoğlan, Pir Sultan ve Aşık Veysel'in türküleriyle yankılandı.
Her yıl Ekim ayında yapılan ve tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan ülkelerden sanatçıların katıldığı ve ünlü gezgin Marko Polo'nun izini süren uluslararası Hong Kong sanat festivaline bu yıl ilk kez Türkiye'den de bir sanatçı katıldı. Türk halk müziğinin genç temsilcilerinden Özlem Özdil İpek Yolu temasının işlendiği bu yılki festival kapsamında Türk halk müziğinin üç önemli ismine ait olan üç eseri hem çaldı hem de söyledi. Özlem Özdil festivalin solo bölümünde ilk olarak Karacaoğlan'ın bir eseri olan Musa Eroğlu'nun bestelediği İneyim gideyim toz yollara isimli türküyü seslendirdi. Genç sanatçı Özlem Özdil, yine Pir Sultan Abdal'a ait çeke çeke ben bu dertten ölürüm türküsüyle konserde büyük beğeni topladı. Özdil son olarak Aşık Veysel'in uzun ince bir yoldayım adlı ünlü türküsünü solo olarak çalıp söyleyerek tüm dinleyicilerden büyük alkış aldı. Özdil ayrıca diğer ülke sanatçıların çaldığı iki enstrümantal esere de bağlamasıyla eşlik etti.
Bu yıl festival kapsamında yapılan etkinliklerin müzik bölümünde İpek Yolu (Silk Road Arts Festival) konusu işlendi. Bu çerçevede İtalya'nın Venedik şehrinden başlayıp Çine uzanan bu güzergahlardaki ülkelerin müzisyenlerinden oluşan orkestra da festival kapsamında bir konser verdi. İtalya, Yunanistan, Türkiye, İsrail, İran, Özbekistan, Tacikistan ve Çinli müzisyenlerden oluşan grup kendi ülkelerinin geleneksel müziklerini icra ettikleri gibi, tüm ülke müzisyenleri belirlenen eserleri de birlikte seslendirdiler.
Hong Kong City Koncerthall'de gerçekleştirilen bu konserde Türkiye'yi bağlaması ve sesiyle Türk halk müziğinin genç yorumcularından Özlem Özdil temsil etti. Özlem Özdil Anadolu'nun güzel ezgilerini konser salonunda başarıyla yorumlayarak Çin ve Hong Kong'un yanı sıra konser salonunda bulunan tüm dinleyicilerden büyük alkış aldı.
Özlem Özdil yaptığı açıklamada, "Uzakdoğu'da Türk halk müziğinin sesini duyurmak ve Karacaoğlan'ın,Pir Sultan'ın, Aşık Veysel'in türkülerini çalıp söylemek ve İpek Yolu ülkelerinden oluşan müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşarak müziğin evrenselliğini yaşamak benim için gerçekten büyük gurur ve onur oldu" dedi.
ALBÜMLERİ
DEDEM KORKUT (2007)
Aman Ayşem
Ben Dedemden Himmet Aldım
Bin Derdim Var
Bu Yarayı Ancak Çekenler Bilir
Cuş Havası
Çoban Yıldızı
Dedem Korkut
Evinize Varamadım
Nem Kaldı
Ya Hızır
Yare Söyleme
Yol Dayanırmı
Zalım Poyraz
Sele Verdim (2003)
1. Sele Verdim - 3.10
2. Küçüksün Güzel - 4.04
3. Dereyi Aşağı - 3.47
4. Dağlarınan Taşlarınan (U.H.) - 5.03
5. Beni Derde Salan Gelsin - 3.45
6. Pencereden Bakan Dilber - 4.37
7. Kömür Gözlüm Ataşına Düşeli - 4.43
8. Uyur İdik Uyardılar - 4.08
9. Dost Yüzün Gördükçe - 4.06
10. Ses Verin Dağlar - 4.27
11. Başı Al Yazmalı (U.H.) - 3.55
12. Harmana Sererler Sarı Samanı - 5.05
13. Gözlerin Yakut Yarim - 3.14
14. Dağların Ardında Kuzum - 3.57
Ses Ver Dağlara
Bir Nefes Anadolu (2000)
1 Yardan Ayrılmaz
2 Bi Acayip Sevda Düştü Serime
3 Hey Erenler Pazarım Var
4 Felek Çakmağını Üstüme Çaktı
5 Hey Erenler Yine Bozuldu Benim
6 Kimim Ben
7 Acı Ölüm
8 Gerizler Başı
9 Mihriban Akor
10 Bendeki Yaralar Türlüdür Türlü MP3
11 Yare Gidem MP3
12 Dağı Taşı Yandırır
Kavimler Kapısı Anadolu(1998)
Anadoluya Agit
Benim Gibi
Bulut
Emir Dagi
Hasret Bitiren Yollar
Kirtel Semahi
Sarkamisa Agit
Sen Camlidaglarda Agaran Safak
Telli Turnam.mp3
Yine Karlar Yagdi Günül Dagima
Zemheri Sözlüm
Kevser Irmağı 1996
Aşıklar Dini
Ar Gelir Bana
Arzuhalim Vardır
At Üstüme Avuç Avuç Toprağı
Bana Ne
Bülbül Ne Yatarsın
Dil Gemisi
Doğaçlama Açış
Güller Bitmiş
Kevser Irmağı
Nedir Bu Telaşın
Sevda Yükü
Yola Gidelim
Yol Ver Dağlar (1994)
Barak U.H
Bugün dost yaralanmış
Bugün şahımı gördüm
Dostan gelen sitem
Emanet etmişsin
Gün garip garip
İlme deyer verdim
Meri kekliyim
Nedendir
Temel felsefemiz
Yine gel
Yol ver dağlar
Zaman oldu
Bin Yıllık Yürüyüş Semahı-1(1994)
Urfa Semahı
Erzincan Semahı
Tevhid Semahı
Çek Katarı
İkrar Semahı
Manisa Semahı
Çağrı Semahı
Narlıdere Semahı
Dem Geldi
Enstrumantal (Malatya)
Bin Yıllık Yürüyüş Semahı-2(1994)
Zile Semahı
Hubyar Semahı
Sivas Semahı
Kırklar Semahı
Pir Geldi
Enstrumantal
Gelin Canlar (Canlar Semahı)
Dergaha Gel
Girit Bektaşi Semahı
Ezel Bahar Olmayınca
Alamut Semahı
Geldim Şu Aleme
Kervan (Enstrumantal)
Musa Eroğlu 94
Yaralı Turnam
Görsünler Bizi
Kozanoğlu
Dağlarda Kış İncidir
Yaşamın Tarifi
Sarı Yayla (Uzun Hava)
Urfani
Suları Islatamadım
Seher Vakti
Kaldır Nikabını
Garip Yolcu (1991)
Gel Benim Efendim
Gel Dediniz Geldim İşte
Ferman mı Geldi
Kızılırmak
Ah Edip Çırpınan
Güller Bitmiş (Uzun Hava)
Garip Yolcu
Yoncalığın İnce Yolu (uzun hava)
Emekçi Kardaş
Ali Benim
Yarim Mendilin Ucunu
Padişah
Seher Oldu (Ey Nigarım) 1986
Almalı Dağlar (Uzun Hava)
Bana Medet Senden Olur Efendim
Seher Oldu Ey Nigarım
Gönül Senin Elinden
Gene Efkar Bastı
Seher Yeli (Uzun Hava)
Acem Kızı
Keskin Semahı
Ben Bir Yüce Beydim
Bir Seferim Vardır
Ötme Bülbül
Ayvalıdan Çıktım Yayan
Pirinen Görüş
]
|